
Güneşli bir bahar sabahı, küçük Leo uyandı ve penceresinden süzülen altın rengi ışınlara gülümsedi. Leo'nun çok özel bir özelliği vardı: diğer çocukların aksine, onun hiç gölgesi yoktu. Doğduğu günden beri, güneş ne kadar parlak olursa olsun, Leo'nun ayaklarının dibinde sadece ışıltılı bir boşluk belirirdi. Annesi ona 'ışığın özel çocuğu' derdi, çünkü Leo ışığı herkesten daha çok severdi. Sabah kahvaltısında, pencereden giren güneş ışığının masanın üzerinde oluşturduğu dans eden ışık oyunlarını izlerken, annesi ona gülümseyerek 'Bugün parka gitmek ister misin, ışık avcısı?' diye sordu.

Parka vardıklarında, Leo hemen en güneşli tepeciğe koştu. Diğer çocuklar gölgeleriyle oynuyor, onları uzatıp kısaltıyor, gölge kovalamaca oynuyorlardı. Leo ise bir ağacın altına oturup onları izledi. İçinden 'Keşke benim de bir gölgem olsaydı' diye geçirdi. Tam o sırada, yanına küçük bir kız yaklaştı. Adı Zeynep'ti ve elinde rengarenk bir uçurtma vardı. 'Neden bizimle oynamıyorsun?' diye sordu. Leo biraz utangaç, 'Benim gölgem yok' diye mırıldandı. Zeynep şaşırdı, sonra gülümsedi: 'O zaman sen ışığın kendisiyle oynayabilirsin! Bak, güneş ışınları yaprakların arasından süzülüyor, sanki görünmez bir ressam resim yapıyor!'

Zeynep'in sözleri Leo'ya ilham verdi. Yerden birkaç parlak taş topladı ve onları güneş ışığının en parlak olduğu yere dizdi. Taşlar ışığı yansıtıp minik gökkuşakları oluşturdu. Leo, 'Bak, benim ışık taşlarım!' diye sevinçle bağırdı. Zeynep de heyecanla 'Onlarla bir yol yapalım!' dedi. Birlikte taşları parkın etrafında parlayan bir yol gibi dizdiler. Diğer çocuklar da merakla yaklaştı. Leo, her taşın nasıl farklı renklerde parladığını gösterdi. 'Her taş güneşten farklı bir renk alıyor, tıpkı her birimizin farklı yetenekleri olduğu gibi!' dedi. Çocuklar Leo'nun ışık taşları yolunda yürümeye, renkleri takip etmeye başladı.

Öğle vakti yaklaşırken, Leo aniden bir fikir buldu. 'Işık sadece güneşten gelmiyor!' dedi coşkuyla. Cebinden küçük bir el feneri çıkardı. 'Bakın, kendi ışığımızı da yapabiliriz!' Çocuklar heyecanla toplandı. Leo, feneri açıp bir ağacın gövdesine tuttu. 'Işık resimleri yapalım!' diye önerdi. Zeynep, fenerin ışığıyla ağaçta tavşan şekilleri çizmeye başladı. Diğer çocuklar da ellerini kullanarak gölge hayvanları yaptı. Leo ise feneri tutarak onlara yardım etti. 'Benim gölgem olmayabilir,' dedi mutlulukla, 'ama sizin gölgelerinizi aydınlatabilirim!' Çocuklar Leo'nun etrafında ışık ve gölge oyunları oynayarak kahkahalar attı.

Akşam olup aileler çocuklarını almaya geldiğinde, park Leo'nun ışık taşlarıyla ve çocukların yüzlerindeki mutlulukla parlıyordu. Zeynep, Leo'ya sarıldı: 'Senin gölgen olmasa da, sen bize en güzel ışığı getirdin!' Leo gülümsedi ve gökyüzüne baktı. İlk yıldızlar parlıyordu. Annesi yanına geldiğinde, Leo ona 'Anne, bugün öğrendim ki, herkesin bir gölgesi olmak zorunda değil. Bazıları sadece ışık olur!' dedi. Annesi onu kucakladı: 'Işık olmak harika bir şey, sevgili oğlum. Çünkü ışık karanlığı aydınlatır, rengi getirir ve her yeri güzelleştirir.'

O gece Leo odasında penceresinden ay ışığını izlerken, duvarda garip bir şey fark etti. Ayın gümüşi ışığı odanın duvarında dans ediyor, sanki canlı bir resim çiziyordu. Leo yatağından kalktı ve ışığa doğru uzandı. O anda, duvardaki ışık titreyerek şekil değiştirdi ve minik bir ışık yumağına dönüştü. Bu yumak yavaşça Leo'nun eline doğru süzüldü. Leo nefesini tuttu. Işık yumağı elinde hafifçe titreşti, sonra yavaşça dağılarak odanın her köşesini yumuşak bir parıltıyla doldurdu. Leo gülümsedi - belki de onun gölgesi yoktu, ama ışığın kendisi onun en özel arkadaşıydı. Ve bu, sahip olabileceği en güzel hediye idi.