
Çok çok eski zamanlarda, Bulutlar Diyarı'nın en yüksek dağlarında yaşayan bir dev varmış. Adı Doruk'muş. Doruk o kadar büyükmüş ki, bulutlar bile onun beline kadar gelirmiş. Ama ne yazık ki Doruk çok yalnızmış. Diğer devler ondan korktukları için kimse onunla oynamak istemezmiş. Her gün dağın tepesinde tek başına oturur, aşağıdaki köydeki çocukların neşeyle oynadığını izlermiş. Bir gün, yine yalnızlıktan gözlerinden iri inciler gibi yaşlar dökülmeye başlamış. Gözyaşları dağın yamaçlarından aşağıya doğru süzülmüş ve vadide toplanarak pırıl pırıl bir göl oluşturmuş.

Zaman geçtikçe, Doruk'un gözyaşlarından oluşan göl büyümüş ve 'Gözyaşı Gölü' adını almış. Gölün suyu o kadar özelmiş ki, içinde minik gümüş balıklar ve su perileri yaşamaya başlamış. Ama Doruk hâlâ çok mutsuzmuş. Her akşam güneş batarken, gölün kenarına iner, suya aksini seyreder ve iç geçirirmiş. 'Keşke benim de bir arkadaşım olsa' diye düşünürmiş. Bir gün, köyden meraklı bir çocuk olan Ela, gölü keşfetmek için yola çıkmış. Annesi 'O gölün nereden geldiğini kimse bilmiyor, dikkatli ol' demiş ama Ela'nın merakı ağır basmış.

Ela gölün kenarında dolaşırken, suda devasa bir yüzün yansımasını görmüş. Korkuyla başını kaldırmış ve dağın tepesinde oturan dev Doruk'u fark etmiş. İlk başta çok korkmuş ama Doruk'un yüzündeki hüznü görünce kalbi ona acımış. 'Merhaba!' diye seslenmiş cesaretini toplayarak. Doruk şaşırmış, çünkü hiç kimse ona böyle gülümseyerek seslenmemiş. 'Mer... merhaba küçük insan' diye mırıldanmış sesi gürültülü ama nazikçe. Ela, 'Neden bu kadar üzgünsün?' diye sormuş. Doruk da yalnızlığını, kimsenin onunla oynamak istemediğini anlatmış.

Ela, Doruk'a 'Seninle ben oynarım!' demiş. İlk başta nasıl oynayacaklarını bilememişler çünkü Doruk çok büyük, Ela çok küçükmüş. Sonra Ela harika bir fikir bulmuş: 'Sen bana bulutlardan hayvan şekilleri göster, ben de aşağıdan sana hikayeler anlatayım!' Böylece her öğleden sonra buluşmaya başlamışlar. Doruk bulutları toplayıp fil, kuş, tavşan şekilleri yapmış, Ela da bu hayvanların maceralarını anlatmış. Doruk ilk defa kahkaha atmış ve kahkahaları dağları sallamış ama bu sefer korkutucu değil, neşeli bir sallantıymış.

Bir gün Ela, Doruk'a köydeki diğer çocuklardan bahsetmiş. 'Onlar da seninle tanışmak ister' demiş. Doruk endişelenmiş: 'Ya benden korkarlarsa?' Ela, 'Sana güvenmeleri için bir yol bulmalıyız' diye düşünmüş. Sonra aklına Gözyaşı Gölü gelmiş. 'Bu göl senin yalnızlığının değil, şimdi arkadaşlığımızın sembolü olmalı!' demiş. Birlikte gölün etrafını rengarenk çiçeklerle süslemişler. Doruk dağlardan özel taşlar getirip göl kenarına oturma yerleri yapmış.

Hazırlıklar tamamlanınca, Ela köye dönüp tüm çocukları Gözyaşı Gölü'ne davet etmiş. Çocuklar ilk başta tereddüt etmiş ama Ela'nın anlattıklarına güvenmişler. Göl kenarına vardıklarında, Doruk onları nazikçe selamlamış. Çocuklar Doruk'un kocaman ama dost canlısı yüzünü görünce korkuları kaybolmuş. Doruk onlara bulutlardan şekiller yapmayı öğretmiş, çocuklar da ona saklambaç, körebe gibi oyunlar öğretmiş. Artık Gözyaşı Gölü'nün adı 'Neşe Gölü' olarak değişmiş.
Zamanla Doruk sadece çocukların değil, tüm köyün dostu olmuş. Köylüler hasat zamanı devasa meyveleri taşımada Doruk'tan yardım istemiş, o da seve seve yardım etmiş. Karşılığında köylüler ona en güzel hikayeleri anlatmış, şarkılar söylemiş. Doruk artık hiç yalnız hissetmiyormuş. Bir gün Ela'ya 'Sen bana en büyük hediyeyi verdin: arkadaşlık' demiş. 'Gözyaşlarım artık mutluluktan dökülüyor' diye eklemiş. Ve gerçekten de, o günden sonra ne zaman Doruk mutluluktan gözyaşı dökse, göl biraz daha büyümüş ve biraz daha güzelleşmiş.
Yıllar geçmiş, Ela büyümüş ama hâlâ her hafta sonu Doruk'u ziyarete gidermiş. Artık Gözyaşı Gölü'nün etrafında rengarenk bir köy kurulmuş. Burası 'Dev ve İnsanların Dostluk Köyü' adını almış. Doruk dağın tepesinden artık yalnızlığı değil, dostluk ışıklarını izlermiş. Her yeni gelen çocuğa bu özel gölün hikayesini anlatırlarmış: 'Bakın, bu göl bir zamanlar yalnızlık gözyaşlarından oluşmuştu ama şimdi dostluk ve neşe gözyaşlarıyla büyüyor' derlermiş. Ve böylece Doruk'un gözyaşları, dünyanın en güzel gölünü yaratmış; yalnızlığın değil, sevginin ve arkadaşlığın simgesi olmuş.