
Yağmurlu bir perşembe öğleden sonra, Deniz adında meraklı bir çocuk penceresinin önünde oturmuş, camdaki damlaları izliyordu. Annesi ona 'Yağmur mektupları yazabilirsin' demişti bir keresinde. Deniz bunun nasıl olabileceğini düşünürken, parlak bir fikir geldi aklına. Hemen masasına koştu, renkli kalemlerini ve en iyi kağıdını aldı. Mavi bir kurşun kalemle dikkatle yazmaya başladı: 'Sevgili Yağmur Damlası, nereden geliyorsun? Bana bulutların üstünü anlatır mısın? Arkadaşın Deniz.' Mektubunu bitirince, onu katlayıp pencerenin önüne, yağmur damlalarının düşebileceği bir yere koydu. Birkaç dakika sonra, en tuhaf şey oldu: Damlalardan biri tam mektubun üzerine düştü ve kağıtta minik, parlak bir iz bıraktı. İz, tıpkı bir yazı gibi görünüyordu!

Deniz heyecanla mektubunu açtı. Islak izler, incecik bir yazıya dönüşmüştü: 'Sevgili Deniz, ben Damla. Bulutların üstü çok güzel! Burada kristal şatolar, pamuk bahçeleri ve gökkuşağı köprüleri var. Her sabah Güneş Abi bizi uyandırır, sonra Rüzgar Teyze bizi gezdirir. Senin dünyanı görmek için sabırsızlanıyorum. Arkadaşın Damla.' Deniz'in gözleri kocaman açılmıştı. Hemen yeni bir mektup yazdı: 'Sevgili Damla, bizim bahçede rengarenk çiçekler var, salıncak var, bir de minik bir gölet. Gelirsen sana çiçekleri gösteririm. Ama nasıl seni tutabilirim?' Bu sefer mektubunu pencere pervazına, yağmurun en çok yağdığı yere bıraktı. Biraz bekledikten sonra, üç damla birden mektubun üzerine düştü ve üç ayrı cümle oluşturdu.

Yağmur damlalarının mektubu şöyleydi: 'Sevgili Deniz, biz yağmur damlaları dokunulmak için değil, sevilmek için geliriz. Beni avucunda tutamazsın, çünkü özgür olmalıyım. Ama senin çiçeklerini sulayabilirim, salıncağının zincirlerinden kayabilirim, göletine küçük halkalar yapabilirim. En güzeli, sen beni izlerken hikayemi dinleyebilirsin. Her damlanın bir hikayesi vardır. Bugün size 'Bulutların Sihirli Kütüphanesi'ni anlatayım mı?' Deniz hevesle başını salladı, sanki Damla onu görebiliyormuş gibi. Sonra mektuba yazdı: 'Evet lütfen! Anlat!' Ve o gün, yağmur dinene kadar, Damla bulutların üstündeki kütüphaneyi anlattı; nasıl her yağmur damlasının dünyaya inmeden önce orada bir hikaye okuduğunu, sonra o hikayeyi yeryüzüne taşıdığını...

Ertesi hafta, Deniz'in yağmur mektupları devam etti. Her yağmur yağdığında, farklı bir damla ile yazışıyordu. Mavi Damla ona okyanusların şarkısını anlattı. Yeşil Damla ormanların sırrını fısıldadı. Altın Damla ise güneş ışınlarının bulutlarla nasıl dans ettiğini yazdı. Deniz her mektupta yeni bir şey öğreniyordu. Annesi onun pencerede saatlerce oturup yağmuru izlemesine şaşırıyordu. 'Neden bu kadar seviyorsun yağmuru?' diye sordu bir gün. Deniz gülümsedi: 'Çünkü her damla bir mektup getiriyor, anne.' Annesi bunun hayal gücünün güzelliği olduğunu düşündü ve ona daha fazla kağıt verdi.

Bir ilkbahar günü, çok özel bir şey oldu. Deniz penceresine bir mektup bıraktığında, yağmur damlaları alışılmadık bir desen oluşturdu. Mektup şöyle diyordu: 'Sevgili Deniz, biz Damlalar Konseyi adına yazıyoruz. Senin merakın ve nazik mektupların bulutlara kadar ulaştı. Sana özel bir davetimiz var: Yarın öğleden sonra, güneş yağmuru sırasında, pencerenden dışarı bak. Sana bir sürpriz hazırladık. Saygılarımla, Parlak Damla.' Deniz ertesi günü sabırsızlıkla bekledi. Saat tam ikide, güneş açtı ve aynı anda incecik bir yağmur başladı. Pencereden baktığında ne görse beğenirsiniz? Yağmur damlaları, güneş ışığında tüm renklere bürünmüş, gökyüzünde dev bir gökkuşağı mektubu yazıyorlardı: 'TEŞEKKÜRLER DOSTUM!'

O günden sonra, Deniz yağmuru hiç aynı şekilde görmedi. Artık her damlanın bir hikayesi, bir mesajı olduğunu biliyordu. Bahçedeki çiçekleri sulayan yağmurun aslında 'Bu çiçekler çok güzel olmuş' dediğini hayal ediyordu. Pencere camından aşağı süzülen damlaların 'Merhaba, yine ben!' yazdığını düşünüyordu. En güzeli, artık sadece yağmurda değil, çiyde, çeşme suyunda, hatta denizde bile damlaların dilini anlayabildiğini hissetmesiydi. Bir gün annesine: 'Dünya aslında birbirine mektuplar yazan su damlalarıyla dolu' dedi. Annesi gülümseyerek: 'Belki de hepimiz birbirimize görünmez mektuplar yazıyoruz, sadece bunu fark edecek kadar dikkatli bakmıyoruz' diye karşılık verdi. Deniz bu fikri çok sevdi ve o gün, annesine özel bir 'teşekkür' mektubu yazdı - bu sefer kurşun kalemle, su damlaları değil.