
Nagihan, her zaman meraklı ve maceracı bir kızdı. Bir gün, büyükannesinin verdiği özel, altın sarısı kağıda sarılı bir çikolatayı yerken, mutfak penceresinden dışarı baktı. Bahçedeki ağaçların arasında, daha önce hiç fark etmediği tuhaf, parlak bir ışık gördü. Işık, sanki onu çağırıyor gibi yanıp sönüyordu. Nagihan, çikolatasını cebine koyup, hemen dışarı fırladı. Işığa doğru koşarken, ayaklarının altındaki çimenlerin çikolata gibi kokmaya başladığını fark etti. Havada, sıcak kakao ve vanilyanın tatlı kokusu vardı. Işığın kaynağına vardığında, karşısında dev bir çınar ağacı gördü. Ama bu, sıradan bir ağaç değildi! Gövdesi, bitter çikolatadan yapılmış gibi koyu ve parlaktı, üzerinde fındık ve fıstık parçaları vardı. Ağacın tam ortasında, erimiş sütlü çikolatadan oluşan, yumuşakça dönen bir kapı vardı. Kapı, Nagihan'a doğru tatlı bir şekilde akıyor ve onu içeri davet ediyordu.

Nagihan, biraz tereddüt ettikten sonra, cesaretini toplayıp parmağını yumuşak çikolata kapıya dokundurdu. Parmakları sanki sıcak bir pudinge batmış gibi hissetti, ama hiç ıslanmadı. Kapı, onun dokunuşuyla daha da parladı ve Nagihan kendini içeri çekilirken buldu. Gözlerini açtığında, muhteşem bir manzara ile karşılaştı. Burası Çikolatadan Orman’dı! Ağaçların gövdeleri farklı çikolatalardandı: beyaz çikolata, sütlü çikolata ve hatta çilekli çikolata. Yapraklar, rengarenk şekerlemelerden oluşuyordu ve yerler, kırılgan bisküvi taşlarla döşenmişti. Havada, tatlı bir meltem esiyor ve uzaktan, neşeli bir şarkı sesi geliyordu. Nagihan, etrafı hayranlıkla izlerken, küçük, tüylü bir sincabın bir fındık çikolata kozalağını kemirdiğini gördü. Sincap, Nagihan’a göz kırptı ve "Hoş geldin, çikolata kapısını bulan!" diye fısıldadı.

Sincap, kendisinin Findık olduğunu ve ormanın rehberi olduğunu söyledi. "Bu orman, yüreği saf ve meraklı olanları çeker," diye açıkladı Findık. "Ama asıl sır, Gizemli Geçit'i bulmakta. Geçit, ormanın kalbinde saklı ve her gün farklı bir yerde beliriyor. Seni oraya götürebilirim, ama yolda bazı tatlı bulmacaları çözmemiz gerekecek." Nagihan heyecanla kabul etti. İlk bulmaca, bir nehrin önünde karşılarına çıktı. Nehir, akışkan çikolata gibiydi, ama üzerinde geçmek için sadece belirli, dev damla şekerlerinden taşlar vardı. Taşların üzerinde harfler yazılıydı: Ç, İ, K, O, L, A, T, A. "Doğru sırayla basmalısın, yoksa taşlar erir!" diye uyardı Findık. Nagihan, çikolata kelimesini heceleyerek dikkatle zıpladı. Her doğru harfte, taş parladı ve sağlam kaldı. Son taşa basınca, karşı kıyıya güvenle ulaştılar.

İlerledikçe, dev bir şeker kamışı labirentine girdiler. Duvarlar, kristal berraklığında şekerden yapılmıştı ve her köşede farklı kokular vardı: naneli, limonlu, portakallı. Findık, "Kokuyu takip et! En tatlı kokulu yolu bul, o bizi çıkışa götürür," dedi. Nagihan burnunu havaya kaldırdı ve en çok hoşuna giden, sıcak çikolata ve tarçın kokusunu takip etti. Koku, onları labirentin merkezine, altın varakla süslenmiş küçük bir çeşmenin yanına götürdü. Çeşmeden, ışıltılı çikolata şerbeti akıyordu. Nagihan, avucuyla bir yudum içti ve içtiği anda, labirentin duvarları şeffaflaştı, düz bir yol göründü. "Aferin!" diye sevindi Findık. "Gerçek zevki bilen biri, her zaman doğru yolu bulur."

Yolun sonunda, ormanın en gizli köşesine vardılar. Burası, dev bir çikolata çiçeğinin içi gibiydi. Yapraklar yumuşak kakaolu kremadan, ortasında ise parlak, altın renkli bir tomurcuk vardı. Tomurcuk, yavaşça açıldı ve içinden minik, ışıltılı bir kapı belirdi. Bu, Gizemli Geçit’ti. Kapı, renk renk şekerlemelerle çevriliydi ve içinden sıcak, davetkar bir ışık yayılıyordu. Findık, "Bu geçit, seni en çok hayal ettiğin yere bir anlığına götürür. Ama unutma, asıl önemli olan yolculuğun kendisi ve öğrendiklerindir," dedi. Nagihan, kalbi pır pır ederek, geçide doğru bir adım attı. Işık onu sarıp sarmaladı ve kendini mutfakta, büyükannesinin yanında, elinde yarı yenmiş çikolatayla buldu. Ama artık her şey farklıydı. Pencereden baktığında, çınar ağacının gövdesindeki çikolata izlerini görebiliyordu ve yanağında, çikolata çiçeğinin yaprağından bir kakao tozu lekesi vardı.

Nagihan, büyükannesine tüm macerasını anlattı. Büyükannesi gülümsedi ve "Ah, ben de senin yaşındayken o geçidi görmüştüm," dedi. "Çikolatadan Orman, merak eden ve hayal gücünü kaybetmeyen herkese görünür. Ama onun sırrını saklamalısın, sadece gerçekten inananlara anlat." Nagihan, o günden sonra, bahçedeki her ağacın, her çiçeğin içinde bir sihir olabileceğini bilerek baktı. Bazen, özellikle çikolata yerken, uzaktan Findık’ın neşeli cıvıltısını duyduğunu hayal etti. Ve her macera, onun için sadece bir çikolata parçası ve biraz merakla başlayabilirdi. Çikolata kokusu, artık sadece tatlı bir lezzet değil, aynı zamanda keşfedilmeyi bekleyen harikalar dünyasının kapısını açan bir anahtardı.