
Sahilin kenarındaki şirin bir köyde, adı Deniz olan bir balıkçı yaşardı. Deniz, diğer balıkçılardan biraz farklıydı. Onun en büyük sırrı, cebinde taşıdığı küçük, mavi bir baloncuktu. Bu baloncuk, içinde minik bir deniz barındırıyordu! Baloncuğu ilk kez, büyükbabasından almıştı. Büyükbabası ona, 'Bu baloncuk, denizin kalbidir. Ona iyi bak, o da sana iyi bakar,' demişti. Deniz, her sabah baloncuğu cebinden çıkarır, içindeki minik balıklara gülümser, sonra teknesine binip gerçek denize açılırdı. Baloncuğun içindeki deniz, asla kirlenmezdi. Berrak, mavi ve her zaman mutlu balıklarla doluydu.

Bir gün, köydeki çocuklardan Zeynep, Deniz Amca'nın baloncuğunu fark etti. 'Deniz Amca, cebinizdeki o ışıltılı şey ne?' diye merakla sordu. Deniz, gülümseyerek baloncuğu gösterdi. Zeynep'in gözleri büyüdü. İçinde yüzen minik bir vatoz ve turuncu bir palyaço balığı gördü! 'Bu nasıl mümkün olabilir?' diye heyecanla sordu. Deniz Amca, onu teknesine aldı ve baloncuğun hikayesini anlattı. 'Bu baloncuk, denizin en saf halini temsil eder. İçindeki her şey uyum içinde yaşar. Ama bir kuralı var: Onu gören her çocuk, denizi korumak için bir söz vermeli.' Zeynep, hevesle 'Söz veriyorum!' dedi. O günden sonra, Deniz Amca'nın teknesi, meraklı çocuklar için küçük bir okula dönüştü.

Deniz Amca, çocuklara baloncuğun içindeki minik denizi anlatırken, onlara gerçek denizi nasıl koruyacaklarını da öğretirdi. 'Bakın,' derdi, 'Bu minik deniz asla kirlenmiyor çünkü içinde çöp yok. Plastik torbalar yok, pet şişeler yok. Siz de sahilde gördüğünüz çöpleri toplarsanız, bizim büyük denizimiz de böyle pırıl pırıl olur.' Çocuklar, bu fikri çok sevdi. Her hafta sonu, Deniz Amca'nın liderliğinde sahil temizliği yapmaya başladılar. Topladıkları her çöp için, Deniz Amca baloncuğundan minik bir deniz kabarcığı üfleyip onlara hediye ederdi. Bu kabarcıklar, birkaç saatliğine parlar, sonra gökyüzüne karışırdı.

Bir yaz günü, köyün açıklarında gizemli bir sorun ortaya çıktı. Deniz aniden bulanıklaşmış ve balıklar uzaklaşmıştı. Tüm balıkçılar endişelendi. Deniz Amca, cebindeki baloncuğa baktı. İçindeki minik deniz de solgun görünüyor ve minik balıklar saklanıyordu! 'Baloncuğum bize bir şey anlatmaya çalışıyor,' diye düşündü. Ertesi gün, teknesiyle diğer balıkçılara öncülük edip alışılmadık bir yere, mercan kayalıklarının olduğu korunaklı bir koya gitti. Orada, büyük bir balık ağının kopup mercanlara dolandığını ve deniz canlılarını tuzağa düşürdüğünü gördüler. Hep birlikte çalışıp ağı çıkardılar. İşleri bittiğinde, Deniz Amca'nın baloncuğu tekrar parlak mavisine dönmüştü. Minik deniz, eski neşesiyle ışıldıyordu.

Sorun çözüldükten sonra, köyde bir kutlama havası esti. Deniz Amca, tüm çocukları ve köylüleri sahile davet etti. Akşamüstü, güneş ufukta batarken, cebinden baloncuğu çıkardı ve yavaşça üflemeye başladı. Baloncuk büyüdü, büyüdü... ve içindeki minik deniz, havada dev bir gökkuşağı gibi yayıldı! Herkes, minik balıkların, denizatlarının ve ışıldayan denizanalarının dansını hayranlıkla izledi. Bu sihirli gösteri, herkese denizin ne kadar değerli olduğunu bir kez daha hatırlattı. Deniz Amca, 'Bu deniz hepimizin. Cebimde taşıdığım sadece küçük bir hatırlatıcı. Asıl büyük deniz, ona birlikte göz kulak olmamız için bize emanet,' dedi. O geceden sonra, köydeki herkes kendini denizin bir koruyucusu olarak gördü.

Zaman geçti, Zeynep büyüdü ve deniz biyoloğu oldu. Deniz Amca artık daha yaşlıydı, ama baloncuğu hâlâ cebindeydi. Bir gün, Zeynep yeni nesil çocuklara denizi anlatırken, Deniz Amca yanlarına geldi. Gülümseyerek baloncuğu Zeynep'e uzattı. 'Artık onu koruma sırası sende,' dedi. Zeynep'in gözleri doldu. Baloncuğu özenle aldı ve cebine koydu. O andan itibaren, 'Denizi Cebinde Taşıyan Balıkçı'nın yeni nesil koruyucusu o oldu. Köydeki her çocuk, büyüdüğünde denizi korumak için bir şeyler yapacağına söz verdi. Ve minik mavi baloncuk, nesilden nesile aktarılan bu güzel sırrı ve sorumluluğu taşımaya devam etti. Deniz Amca ise, her sabah sahile çıkıp, tertemiz denizi ve mutlu balıkçıları izlemenin keyfini çıkarıyordu.